6 Eylül 2012 Perşembe

Ruh bir başkasına köle

Bize ait olan şeyler... mesela bir araba ya da bi ev en basitinden bir eşya belki sahip olduğumuz daha nice şey ya da sahip olduğumuzu düşündüğümüz... Tam olarak bize ait olan tek birşey var o da ruhumuz, benliğimiz. Elimizden alındığı taktirde bir hiçe dönüşeceğimiz tek şey, karakterimiz. Ahmeti Ahmet, Ayşeyi Ayşen yapan şey ne arabası ne de başka bir şey sadece benliği. Bu kadar değerli bir şeye sahipken neden onu böylesine başkalarının kölesi yapmak, ona bu kadar hunharca davranmak? En kıymetlini neden biri ya da bir şey yüzünden değiştirmek, ezip geçmek?
Öz saygını yitirdiğin an bir hiçe dönüşürsün.Telafisi yok. Bir kere yitirildi mi geri kazanılmıyor ne yazık ki.Bir beden belki gördüğümüz ama ruhsuz....
Bazı ruhlar başkalarına amade. Böylelerinin arkasına sığındığı bir kavramdır sevgi, aşk."Onun için değiştim" --> "O istiyor diye artık ben, ben değilim". Sen kim oldun? Nasıl biri? Kimin istediği? Böyle bir değişim mümkn mü? Bir insan kendinden nasıl bu kadar taviz verebilir? Onun sevdiği sen değil, kendi eliyle yarattığı kişi. Senden geriye kalan tek şey bedenin. Acınası bi durum. Güzel bir beden, ona yüklenen karakteristik ve karşınızda ideal sevilebilecek insan hem de el yapımı. Ismarlama sevgili, ne kolay. Bu tip bişeyin kabulu  bence çok aşağılayıcı. Kimsenin ruhu bir başkasına köle olmamalı. Belki de tek sahip olduğumuz şeyi korumalıyız.

28 Mart 2012 Çarşamba

     Yerli, yersiz gözü dolanlardanım ben. Mutlu olmak için bir sebebim yok o halde mutsuzum diye düşünenlerden, nedense benim bardağım hep boş. Hep imrenmişimdir optimistlere, hayattan keyif alanlara. Çevremdekilere sorsanız dünyadaki en neşeli insan ben bile olabilirim aslında Çok iyiyimdir üzüntülerimi kahkahalarımın arkasına gizlemekte. Gerçek duygularımı ifade etmek bu kadar zor olmamalı aslında. Her zaman güçlü gözükmek isterim belki de bir çok şeyi bu yüzden kaçırıyorumdur kim bilir. Üzgün olmak, ağlamak benim gözümde zayıflık belirtisi, halbuki bizi insan yapan en olağan şeylerden biri bu. Bunun bilmeme rağmen yine de.. Ne bileyim öyle işte...
      Bazen de gizlemekte zorlanıyor insan, biriktirdiklerin su yüzüne çıkabiliyor her ne kadar gizlemeye de çalışsam belli oluyor işte bir şekilde, suratımdan, konuşmalarımdan...Öyle ağır geliyor ki bazen... "Neden böyle suratın, ben seni hep neşeli görmeye alışkınım. Sen hep gülersin, hiç somurtmazsın ki" sanırım ne zaman gerçek anlamda neşeli, ne zaman üzüntülerimi maskelemek için güldüğümü fark edebilecek birini ihtiyacım var. Her zaman gülmem ki ben, güler gibi gözükürüm, onlar da aldanır. Birinin "Hadi numara yapma, neyin var?" demesini beklerim... Fark edilmez... Sanırım bu sebeptendir ki insanları "gerçekten" tanıyabilmek için çok vakit harcıyorum. Ağızlarından çıkanlardan çok gözleriyle ilgileniyorum. Gözler kalbin aynasıdır klişesi çok doğru aslında. "Bir şeyim yok, ben iyiyim" derken gözler aksini söyler. 
     Birbirimizi tanımaya ihtiyacımız var, içi boş yavan bir şekilde değil gerçek anlamda tanımaya...

19 Mart 2012 Pazartesi

Yap Boz

Birini tam olarak tanımak ne mümkün? Ne kadar yakın olursak olalım hep sakladığımız, hoşlanmadığımız bir yanımız var? bazen bastırdığımız, bazen bastıramadığımız. Ufak ipuçlarıyla tanıyoruz birbirimizi. Cümle arasında geçen ufak bir sözden belki...Bir çeşit puzzle bu aslında. Bir hayli zor, düşündürücü, yorucu... Bir türlü tamamlayamıyoruz oluşması gereken resmi, bazı parçalar hep eksik, hep kayıp... Tam tanıdığımızı sandığımızda, artık yavaş yavaş oluşturduğumuzu düşündüğümüz resimde bir parçanın yanlış yerleştirilmiş olduğunu fark ettiğimiz de olmuyor değil hani. Sürekli bir döngü. Yap boz, yap boz, yap boz....
Birine güvenmek... Bu verilebilecek en zor kararlardan biri sanırım. Herkes birbirine bir anlamda yabancıyken, birine güven duymak... düşündürücü.

18 Şubat 2012 Cumartesi

GDO'yu yemezler

 DUR demenin zamanı gelmedi mi? Sen de katıl...  http://www.yemezler.org/?ref=50790

"YEMEZLER!

Haber - 16 Şubat, 2012
Greenpeace eylemcileri, Eminönü’ndeki Mısır Çarşısı önünde genetiği değiştirilmiş organizma (GDO) karşıtı bir eylem gerçekleştirdi. İnek kostümü giyen bir eylemci, sürdüğü silindirle, yere atılmış sembolik GDO’lu mısır koçanları, yumurta, süt ve yoğurt kutularının üzerinden geçti.
Aralık ayında 13 GDO'lu mısır çeşidinin yem amaçlı kullanılmak üzere ithal edilmesine izin veren Biyogüvenlik Kurulu, şimdi de 9 yeni GDO'lu mısırın ithalat başvurusunu inceliyor ve yasa gereği kamuoyunun görüşüne başvuruyor. Greenpeace olarak bileşeni olduğumuz 'GDO'ya Hayır Platformu' ile birlikte, bu mısır çeşitleriyle ilgili bilimsel görüşümüzü hazırlıyoruz. Önümüzdeki hafta bu sonuçları kamuoyuyla paylaşacağız.
GDOyemezler© Caner Özkan / Greenpeace
Mısırdan patatese, soyadan şeker pancarına kadar 30 GDO çeşidi gıda amaçlı kullanılmak üzere izin bekliyor. Bugün hayvan yemi olarak gündemimize giren GDO'ları, önümüzdeki günlerde doğrudan insan gıdası olarak soframıza getirmeye çalışacaklar ama artık yemezler!

Seçmek özgürlüktür!

GDO'lu gıdalar her geçen gün daha büyük bir tehdit haline geliyor, GDO'lu ürünlere karşı tüketicilerin dikkati kırılmaya çalışılıyor. Oysa bilimsel, etik, dini veya kişisel sebeplerle GDO'ları istemeyen bir kamuoyu var. Her vatandaşın ne yiyip içtiğini bilme ve ona göre seçme hakkı var. Ancak halkımız tükettiği et, süt, yumurta gibi temel besin maddelerinin elde edildiği hayvanların GDO'lu yemle beslenip beslenmediğini bilme hakkından mahrum bırakılıyor.
Tarım ürünlerinin laboratuvarda üretilen çeşitler haline gelmesi, tohum ve kimyasal ilaç üreticisi çokuluslu şirketlere bağımlılığını artırarak, geleneksel çiftçilikte ve yerel türlerin kullanımında olumsuz etkilere neden oluyor.http://www.greenpeace.org/yemezler!
 'GDO mu? Yemezler!' © Caner Özkan / Greenpeace"

23 Ocak 2012 Pazartesi

Zenne

Konusuna dair hiçbir şey bilmeden bir arkadaşımla gittik Zenne (2008 yılında Ahmet Yıldız'ın eşcinsel olması nedeniyle, aile namusunu lekelediği için babası tarafından öldürülmesinden esinlenilmiş) isimli filme. Yerli bir film olduğundan bile haberimiz yoktu. İzlemeye başladık. Evet, kabul etmeliyim ki fazla küfürlüydü ama tahammül edilemeyecek kadar da değil. Film başlar başlamaz arkadaşım homurdanmaya başlamıştı bile "bu nasıl bir film şimdi böyle?" evet o alıştığımız Hollywood filmleri gibi değildi. Fraklı bir konu...Alışık olmadığımız...Ama hayatın içinden...Bazılarımızın görmek istemediği, tiksindiği. Nedir bu homofobi ? Bizi rahatsız eden? Önyargılarımızdan arınmalıyız. Sırf bize benzemiyor diye ötekileştirdiklerimiz var. Niye benzesin? Neden farklı olmayalım? Rengarenk bir çiçek bahçesindense neden tek tip olalım?
Bu filmde ötekileştirilenlerin hikayesini anlatıyor. Hani çoğumuzun dalga geçtiği, hatta küfür olarak kullanılan...
Neden birimiz bir ötekinden üstün olsun ya da onu aşağılayabilsin?
Herkesin izlemesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum. At gözlüklerimizi çıkarıp empati kurarak izlememiz gereken bir film...


"Yanımda yürü böylece ikimiz de eşit oluruz." Kızılderili atasözü

21 Ocak 2012 Cumartesi

Sonunda o kuaförü buldum!

Şüphesiz hepimizin bildiği gibi bizim gözümüzdeki 1 cm, bir kuaförün 5cm'ine eşdeğerdir. Ucundan çok az kısaltalım dediğimizde bir bakmışsın saçın hooop yarısı gidivermiş.
Uzun zamandır büyük uğraşlarla uzattığım saçımı kestirmenin vakti gelmişti. Benim tabirimle saçım iyice "çöp saç"a dönmüştü. O hüzünlü anlardan birinin tam ortasındaydım. Aynaya baktığımda saçım hiç olmadığı kadar güzel gözüküyordu gözüme. Acaba vaz mı geçsem yok yok çok kötü olmuş kestirmeliyim ikilemi içerisindeydim. Korkarak gittim. "Kökü sende uzar" klişesi hiç bana göre değildi uzar da kaç sene içindeee? Efendi efendiii, sen kimi kandırıyorsun?
Neyse işte... Kesti, bitti. Ucundan çok az kısaltalım'ı doğru anlayan bir kuaför..! Aman Allahım gözlerime inanamadım sevinçle boynuna sarıldım ağlamaya başladım. Sanırım dünya üstündeki ilk ve tek kuaför. Mutluyum.

19 Ocak 2012 Perşembe

19 Ocak 2012

Bugün oradaydım... Vicdanı sızlayan binler gibi ben de oradaydım.
O atmosferi anlatmak imkansız. Kürdü, Türkü, Ermenisi, Çerkezi yan yana omuz omuza "yaşasın halkların kardeşliği" diye bağırırken sanki tek vücuttu. Yüzlerce renk, yüzlerce farklı düşünce Hrant için Adalet için oradaydı.
Beraber yaşamak neden bu kadar zordu? Neden hepimiz bir kategoriye sokulmuştuk? Sadece insan olmak neyimize yetmiyordu?
Bugün orada gördüğüm tek şey insanlardı, sadece insanlar...birbirinden hiçbir farkı olmayan...
Özlediğim bir tablo. Tüylerimi diken diken eden... Gözlerimi dolduran...
Orada toplanan binler kardeşçe yaşayabileceğimiz farklı bir dünyanın varlığına inandırdı beni. Umut verdi.
Hrant için Ermeniyim, Uludere için Kürdüm, Sivas için Aleviyimim, şehitler için Türküm özetle insanım.

Karin Karakaşlının da dediği gibi Söz verelim mi Birbirimize? İnsanlık daha ölmedi.

18 Ocak 2012 Çarşamba

Hrant gideli tam 5 yıl geçti...

Hatırlıyorum okuldan eve gelmiştim annem, teyzem hepsi yaşlar içinde, pür dikkat televizyon izliyorlardı. Her kanalda aynı haber. Üzeri gazeteyle örtülmüş, yüzü koyun yerde yatan , kalleşçe arkadan vurulmuş o güzel insan... Beyaz bereli tetikçi O.S.'ın inanılmaz derecede hızlı bulunması , yüreğimize biraz da olsa su serpmişti. Devamı gelecek mi, bu sefer adalet yerini bulacak mı soruları hemen beliriverdi. Ama yok! 5 sene içinde en ufak bir ilerleme katedilmedi. 5 senedir dalga geçiyorlar ama dünkü mahkeme kararı... Hiç biri bu kadar komik olmamıştı. 3-5 gencin pardon hatta 'çocuğun' bir anda kalkıp Hrant'ı öldürmelerine inanmamızı beklemeleri... Bu çok 'komik'. Örgüt mü? O da nesi?
O kurşun kardeşliğe sıkıldı... Gerekenin yapılmaması, bu cinayeti destekler nitelikte, bu katle ortak...

Her ne kadar gelecek karanlık gibi gözükse de 19 Ocakta Agos'un önünde toplanan binlerce insanın varlığı umudumu devam ettiriyor.

Yine Orada Olacağız. Vicdanı sızlayan herkes gibi...

17 Ocak 2012 Salı

Otobüs yolculukları tam bir komedi. Durakta bekliyorsun, kalabalık birikiyo birikiyo birikiyo... Bir anda tüm olasılıklar belirmeye başlıyor aklımda. "Eğer şurada beklersemmm otobüs de eğer burada durursa... evet ilk ben binerim." yo yoo  "En iyisi şu tombul kadının arkasında bekleyeyim, cazgır bir tipe beziyor. O hereksi iter, itiştirir açar yolu ben de arkasından sıvışabilirim". Sonra hooop otobüs gelir O insanların birbirini ezip binmeye çalışmaları o 5dakikalık panik, start verilmiş gibi... Sanırısın herkes bir Usain Bolt. İşte o sahneye bayılıyorum, yarılıyorum! Az önce aklımdan geçen bütün düşünceler bir anda siliniyor. O izdihamı izleyebilmek için en son binip, ayaka gitmeye bile razı oluyorum. Bir de bunun devamı var. Küçükken oynadığımız sandalye kapmaca gibi (İzlemek çok zevkli valla bak). Sonra herkes muhabbete başlıyor birbirini tanıyıp tanımayan, herkes bir şeylerden dert yanıyor. Televizyonlardan eksik olmayan o kadın programlarından birine dönüşüyor bir anda otobüs. İneceğim durak geldiğinde "Bir 'Dertler Derya Olmuş' programının daha sonuna geldik sağlıcakla kalın, esen kalın" diyerek inmek istiyorum sonra kafamdan aşağı konfetiler yağsın, arkadan biri klarnet çalsın ve alkışlar eşliğinde otobüsten iniyim...

16 Ocak 2012 Pazartesi

Ve ilk yazımı paylaşmanın heyecanı içerisindeyim öhöm öhöm...

Bugün arabada giderken her zamanki gibi dışarıyı izleyip, yoldaki insanların aklından neler geçtiğini tahmin etme oyunu oynuyordum kendi kendime. Işıklarda durduğumuzda hemen yanımızdaki Corsa'nın içindeki sert bakışlı, direksiyonu sıkıca kavramış,sinirli adam sabah karısıyla kavga etmiş olabilirdi, dikiz aynasından rujunu tazeleyen kadınınsa dünya umrunda değildi sanki. Radyoda bir şarkı çalmaya başladı, ezgiler çok tanıdık ama ismini hatırlayamıyordum bir türlü... nakarat başladığında, tabiki Gina G- Ti Amo'ydu nasıl unuturum! küçüklüğümün şarkısı. O yaşlarda yabancı müzik dinleyen bi çocuğun "cool"luğunu bi düşünsenize. İngilizcenin İ'sini bilmezken ablama gidip "nolurrr bu şarkının sözlerini bana türkçe okunduğu gibi yaz nolurrr" diye yalvardığım yıllar... Hep savıştırırdı beni, gıcık. Neyse bi anda yıllar öncesine gittim... Gina G-Ti Amo nostalji olsun biraz...

....
I wanna be where the sun is shining
amore mio
I wanna have you there beside me
amore mio
now these lazy summer days
they seem so far away
but wherever you may go
ti amo